ahmed basyigit’in kişisel blog şeysi
KATEGORİ: Dost Kalemler| Güncel
6 Eyl 2009Muhafazakâr kanallar, neden haber sunmaktan ve dini sohbetler yayınlamaktan başka bir şeyi düzgün yapamazlar? Mesela bu kanalların hiçbirinde adam akıllı bir dizi izlediğimi hatırlamıyorum. Gerçi son birkaç yıldır yayınlanan ‘Tek Türkiye’ dizisi bir ölçüde güzel bir trend yakaladı ama diğerleri için aynı şeyi söylemek takdir edersiniz ki imkansız.
Diziler haricindeki diğer seri programlar ise; duygu sömürüsünden başka hiçbir şey değiller. Doksanların sonuna doğru önce bu kanallarda yayınlanmaya başlayan sonra diğer tüm kanallarda benzerlerini görmenin mümkün olduğu şu sır kapısı ve zilyon çeşit versiyonlarından bahsediyorum. Şimdilerde bu programların modası geçmiş olsa da bahsettiğimiz kanallarda hala türlü türlü versiyonları bulmak mümkün.
Öncelikle şunu ortaya koyalım ki bu programların başarısız olmasının asıl sebebi ideolojilerini sanatın önüne geçirmiş olmaları. Sanat kelimesini, ‘önermem’ tamamlansın diye kullandım yoksa bu programlarda; kameranın ‘record’ tuşuna basmaktan başka sanat kelimesini karşılayabilecek herhangi bir şey yok.
Bir programın herhangi bir ideolojisi olmasına karşı değilim. Yönetmen ve senaristler illaki bir dünya görüşüne sahiptirler ve bunu eserlerine de yansıtabilirler. Hatta eserlerini; belli ölçüde mesaj vermek için kullanmalarında da bir sıkıntı yok. Ama burada önemli olan öncelikle ortaya konulacak bir eserin olması. Yani bir dizi çekiyorsanız, önce bu çalışmanız en azından ‘dizi’ diye nitelendirilebilecek vasıflara haiz olmalı. Bu programlarda yapılan ise; çok net çizgilerle ayrılmış ‘iyi’ ve ‘kötü’ karakterler, tamamen klişe ve banal olan bir süreçten geçerler. Sonunda ise her zaman iyinin kazandığı ve kötünün kaybettiği gösterilir. Yani sanattan ve hatta dini mesajın verilmesinden bile yoksun olarak bir saatlik program tamamlanır.
Bu programlardaki bir diğer büyük hata ise kaş yaparken göz çıkarmalarıdır. Yani bu kanalların yöneticilerinin çok iyi anlayacağı bir tabirle ‘batılı tasvir’ etmeleridir. İyiyi gösterelim derken kötüyü öyle bir anlatırlar ki aklında kötülük olmayanların zihinlerini bile bulandırırlar. Bir büyük âlim: ‘batılı tasvir, saf zihinleri idlâldir.’ Demiş. Ben de bu programları birkaç defa küçük kardeşiyle izleme gafletinde bulunan biri olarak bu ifadeye şerh düşüyor ve ‘tecrübeyle sabittir’ diyorum.
Şimdi bir de ‘hayat dersi’ isminde bir program yayınlanıyor. Öncelikle, bu programdaki olayların gerçek mi yoksa tiyatro mu olduğu merak konusu. Bu olayların gerçek olduğu ve emniyet teşkilatı ile beraber hazırlandığı ifade edilse de, bu; benim şüphelerimi gidermeye yetecek bir açıklama değil. Mesela gizli kamera çekimlerindeki konuşmalar çok düzgün hatta bir ölçüde edebi. İnsanın aklına geliyor doğrusu kendi öz evladına o eziyetleri reva görebilecek kadar karaktersiz birisi hiç mi kötü söz söylemez.
Hadi bu olayların gerçek olup olmadığı tartışmasını bir kenara bırakalım. Diyelim ki gerçek. Yani birilerinin evine kamera koyarak onların gizli hallerini izleniyor, sonra da bu kayıtlar ulusal bir kanalda yayınlanıyor. Ve kötülük öyle bir anlatılıyor ki izleyen herkese şeytanlık nasıl yapılır öğretilmiş oluyor. Bunun cemiyete ne faydasının olduğunu bana açıklayabilecek biri var mı?
ASO
KATEGORİ: Dost Kalemler| Güncel
5 Eyl 2009Türkçeye ( …..’den aşşağa kasım paşa) diye çevirebileceğimiz bu güzide Latince deyimin ilk olarak jull caesar tarafından söylendiği bilinmektedir. Rivayete göre kleopatra bir gün
caesar’a ‘yeter artık senden çektiğim altı senedir romada vermediğim general kalmadı ama sen hala Caesarion’u (bknz: kleopara’nın caesar’dan olan oğlu) varis olarak atamadın’ der. bunun üzerine Caesar ‘bi sus be karı, varis varis diye başımın etini yedin, o işler öyle kolay olmuyor’ dese de Kleopatra ‘zaten sen beni hiç anlamıyorsun’ gibisinden triplere girmeye başlar. Altı senedir karı dırdırından muzdarip olan Caesar’ın aklına zekice bir şey gelir. öyle bir şey söylemelidir ki Cleopatra kırk yıl düşünse de anlayamamalıdır ve ‘şimdi bu bana ne demek istedi yaa’ diyerek, düşünmek için odasına gitmeli ve Caesar’ı rahat bırakmalıdır. İşte tam burada Caesar, aklına ilk gelen şeyi söyler (illa undra me penisus, illud kasimus paseus).
Doğal olarak bir erkeğin aklından hiç çıkmayan iki şey vardır cima ve football. işte caesar da ilk önce penis diyerek cimayı sonra da kasımpaşa diyerek o yıllarda ilk defa birinci lige çıkmış olan kasımpaşa sporu kasteder. Bir kadın olarak football’u ve hiç bitmeyen baş ağrısından dolayı da cimayı asla anlayamayan Kleopatra’nın 0.000012 ghz lik işlemcisine Caeasar’ın bu önermesi fazla gelir. sonra da Caesar’ın planladığı gibi odasına gider ve düşünmeye başlar.
Hayatındaki en büyük problemi bu söz sayesinde halletmiş olan Caesar, o günden sonra bu önermeyi hayat felsefesi haline getirir. ve ne zaman bir kadın caesar’a dır dır yapmaya kalksa, Caesar hep bu sözü söyleyerek işin içinden sıyrılıp çıkar.
Daha sonraları Caesar’ın tercihleri bazı noktalarda değişime uğrar ve bu cümleyi erkeklere karşı da kullanmaya başlar.
M.Ö. 40 lı yıllara gelindiğinde ise bu söz artık tüm Roma’da bir hayat felsefesi haline gelir. İşleri çıkmaza giren herkes bu felsefeyi hayatında uygulayarak problemlerini üşenir, erteler ve çözer.
Ne acıdır ki Caesarın bu sözü aynı zamanda kendi sonunu da hazırlar. Suikastı bir gün önceden okey masaında haber alan marcus antonius, yerine o yıllarda yancılık(bknz:okey terimi) yapan Lucius Julius’u bırakarak Caesara durumu iletmek için senatonun merdivenlerinde onu beklemeye başlar. Ama Caeasar Campus Martius’daki Pompey Tiyatrosundan geçerken canı tiyatro seyretmek ister ve tiyatronun hazırlanmasını emreder. kendisine senato tarafından beklenildiğini hatırlatan oğlu Octavianus’a (illa undra me penisus, illud kasimus paseus) der ve tiyatro seyretmeye başlar. Bu arada ceasar’ın geciktiğini gören marcus antonius’un canı sıkılır ve (illa undra me penisus, illud kasimus paseus) diyerek okey masasına döner. Tam o sırada da Brutus ve adamları tarafından Pompeyde kıstırılan Caesar suikasta uğrar. son sözü, Butus’u görünce (Et tu, Brute?) ‘sen de mi Brutus’ olur ama Brutus (illa undra me penisus, illud kasimus paseus) diyerek bıçağı Caesarın boynuna saplar ve öldürür.
ASO
KATEGORİ: Dost Kalemler
1 Ağu 2009Ahmet başyiğit kardeşimin bloguna ne zamandır konuk yazar olmayı istiyordum fakat bir türlü konu bulup yazamıyordum .
En sonunda, net ortamında hayatımızı daha da kolaylaştıracak ve ağustos ayının başlarında çıkan 3G teknoloji hakkında yaptığım
bazı deneyimlerimi paylaşma fikri geldi.
Dediğim gibi hala bu teknoloji henüz yaygın değil ve şu an cok pahalı (bana 5dk lına 62 kontere patladı :) operatorler fiyat ve kampanya acıklamsı yapmadı.
İlk zamanalar ADSL fiyatlarıyla rekabete girmeyeceği söylentileri dolaşsada son zamanlar aksi yönde söylentiler çıktı. 3G teknolojisini müşterisinin olmaması
bu teknolojiyi kullanamamıza neden olacağı düşüncesiyle ADSL fiyatlarıyla rekabet edeceği söyleniyor.Ama herşey lafta tabi gerceği yakında öğrenecez.
3G teknolojisi kısaca bizlere seyyar olarak hızlı bir internet vaad ediyor. Bu operatorlar vasıtası ile ses sinyalleriyle değilde sayısal olarak veri iletişimi olduğu için mümkün kılınabiliniyor.Teknik olarak fazla girmeye gerek yok sanırım.
Şimdi sizlere deneyimim paylaşayım
Kullandığım donanımlar hp 914 business PDA ve monster (xp li 2,4 GHz çift bademli p8600 işlemci 4gm ram) marka bir laptop.
PDA ile laptopu birbirine usb kablosuyla bağladım.PDA da windows mobile 6.1 işletim sistemimi yüklü ve beraberinde internet sharing adlı program mevcut . bu program laptopu PDA vasıtası avea sim kartından
internete bağlıyorum. Bir nevi internet sharing programı pda yı 3G modemi gibi kullanmamı sağlıyor .eğer benim gibi aktive sync programının kullanıyorsanız bu programı
durdurmalısınız .zaten internet sharing programıı bu aktivesync kapatmanız gerektiği uyarısını veriyor.ilk acılışta google tıkladım normal şekilde arama yaptı ve biraz yavaşta olsa geldi
sonra 3,7 mb lık bir dosya indirmeye başlatım. acıkcası bana 90lı internetini anımsattı 3.7mb lık dosyayı indirmek için 15 dk lık süre verdi.İndirme hızı oldukca düşüktü (4.0 kb/sec).
Tabi tam manasıyla kullanılmaya baslanmasıyla kampayalarla filan yakında daha iyi olcagını umuyorum . Dosyanın 2 mb tı bile dolmadan oda ne 62 konturcuğum gidivermiş bunu üzerine bir soğuk su içtim.Ama o sırada avast anti virüs kendisnide update etmiş.Normal interntele kıyaslama yapmak istediğim için hiç bir şeyi kurcalamamıstım.
Tabi bana sorarsanız kızgın bir rekabet yaşanır.buay okuduğum chip dergisinde 50 tl ve 7.1Mbps hızında abonelikler olabilecegi söyleniyor.Ozaman artık yedek pillerimizde doldurmaya başlarız artık çünkü heladan bile bilgiden mahrum kalmaycak adeta bilginin içine edecez.
Teşekkurler.
KATEGORİ: Dost Kalemler| Güncel
16 Tem 2009Geçen hafta arkadaşlarımla beraber gittiğim piknikte bahsi geçmişti bu videonun.Esasında merak bile etmemiştim ama dün muhterem kardeşim Fuad aradı,meğer söz konusu videonun arka fonunda Fuad balık tutuyormuş:D.-Oradaki bira şiseleri falan ortam olsun diye koyulmuş-.Söyleyen arkadaşın ağzına sağlık çok güzel cover yapmış:D vokalde güzel yerlerde giriş yaparak ayrı bir hava katmış….
KATEGORİ: Dinlediklerim
12 Tem 2009KATEGORİ: 354165414365
24 Haz 2009Zamanın birinde bir köylü ile yılan arkadaş, dost olurlar.Köylü yılana her gün süt götürmekte yılan ise ona hergün bir altın vermektedir.
Onlarınki karşılıklı menfaat dostluğu ama olsun her ikiside karşılıklı birşeyler alıp veriyorlar yani birbirleninin hayatını kolaylaştırıyorlar. Paylaşımda bulunuyorlar.
Bu karşılıklı alışveriş uzunca bir süre devam ediyor.Köylü bir gün hastalanıyor her gün götürdüğü sütü görüyemeyecek yılana, çağırıyor oğlunu yanına,bak oğlum bizim bahçenin yanındaki dut ağacının dibinde her gün bir yılan gelir, benim götürdüğüm sütü alır ve yerine bir altın bırakır.Ben bugün hastayım ve bu sütü sen götür ve yılanın verdiği altını getir der.
Oğlu babasının bahsettiği yere gider, sütü bırakır, ancak babasınada kızar çünkü babası o altını almak için hergün yılanı ziyaret etmekte ve süt götürmektedir her gün gitmekle olur mu? Kim taşıyacak hergün sütü öldür şu yılanı al altının tümünü der.
Sütü babasının dediği yere bıraktıktan sonra altını vermeye gelen yılana baltayla saldırır yılan kendini kurtarmak isterken aldığı balta darbesiyle ı kuyruğu kopar ve yılan can acısıyla oğlana saldırır ve onu boğarak öldürür.
Köylü bekliyo rki oğlu gelsin hemde altını getirsin,gelen yok, giden yok,oğlunun gelmediğini gören köylü acı zulum hemen bahçeye koşar.Birde ne görsün oğlu ölmüş, yılan acıyla ortalıkta kıvranmakta kuyruğunun yarısı yok vaziyette.
Her ikiside üzgündür köylüde evlat acısı yılanda kuyruk acısı.
Ancak zaman geçer birbirlerine yeniden ihtiyaçları olduklarını anlarlar.Çünkü yılan aç kalır, köylüde altınsız.Tekrar bir araya gelirler ve derler ki yine eskisi gibi dost olalım,Köylü derki sen yine hergün altını ver, ben yine sütünü getireyim hergün der.Yılan kabul eder. Ne yapsın her ikisininde rızkı kesilmiştir.Mecbur yeniden dost olmayı deneyecekler.
Köylü yine herzamanki gibi sütü götürür, yılanın verdiği altını alır.Bir kaç gün bu durum devam eder ama bir tuhaflık vardır.Her ikiside kendini kötü hissetmektedir.Çünkü köylü her gittiğinde yılanı görünce evladının acısını hisseder yılan ise köylüyü gördüğünde kopan kuyruğunun acısını.
Köylü bakar ki bu durumu devam ettiremeyecek. Evlat acısı zor.
Der ki yılana :
Kusura bakma .Bende evlat acısı, sende kuyruk acısı varken biz asla dost olamayız.Birbirimizi gördüğümüzde hep bu acıyı yaşayacağız.
Sınavların bittiği ve iki dersten kaldığım,2.00 olması gereken ortalamamın 1,92 olması yaz okulunda ne yapacağımı kara kara düşündürürken Yaz okuluyla ilgili rastladığım yazıyı buraya koyayım dedim.
Fizik sınavında sorulan soruların cevaplarını bilmeyen öğrenci, boş kağıt vermenin öğretmene hakaret olduğunu düşünerek kağıdına şu şiiri yazar ve teslim eder:
Yürü boş kağıt yürü, hoca’nın yanına var da gel,
Üç zayıfım var idi, dört oldu mu sorda gel.
Sınav kağıdındaki bu şiiri okuyan öğretmen hemen cevap yazar:
Şiirin güzel şiir, böyle şiir yine yaz,
Bu kafa sende iken, ayrılmayız biz bu yaz.. ![]()
KATEGORİ: Dost Kalemler
5 Haz 2009Sır tutmak
Hayat denen gizemli dünya bir ilişkiler yumağıdır insan için. İlişkideki temel prensip ise iletişimdir. İletişim ise karşınızdakine kurduğunuz cümlelerle olur yani konuşma.
Hayatımızın her alanında ilişki kurduğumuz herkesle konuşuyoruz pervasızca, soruyorum kendime konuşmakmı zor dinlemekmi diye, az olan hayat tecrübem ikisininde çok zor olduğunu söylüyor bana.
Birini dinledik diyelim herhangi bir konuda, işte o andan itibaren başlıyor cümlelerin yükü insanın içinde, sırdır bu demeden konuşulan cümleler dinleyene yük oluyor sanırım. Biliyormusun bu ne dedi şu ne yapmış ile Devamını okuyun »
KATEGORİ: Güncel
4 Haz 2009Hani komposizyonların giriş gelişme ve sonuç bölümleri olur ya .İşte o bölümlerden girişe lanet olsun.
Bundan böyle devlet dairelerinde ve diğer yerlerde insanı çileden çıkartıp bana lanet olsun dedirten herşeyi yazacağım
Kurumsallaşmış Devletimizin kurumlarından olan Tapu müdürlüğünde insanları Ramazan ayında pide kuyruğunda gibi saatlerce bekleten,işini bir haftada tamamlamış ve kendini şanslı hisseden saf vatandaşlarımızı ve diğer insanları azarlayan,ilk defa tapuya gelen insanları hangi belgeleri toplayıp getireceğini söylemeyip insanlara defalarca git gel yaptıran…memurlara ve müdürlere lanet olsun.
Tanıdığın oldu mu işini gün içinde bitittiren,Döner sermaye ayağına bankaya afaki paralar yatıtıran.Sözde kurumsallaşmış kurumda tatile çıkan memurun yarım bıraktığı dosyayı tamamlayıp vatandaşın işini gördürtemeyen,bugün git yarın gel yaptıran sisteme lanet olsun.
Buraya birşeyler yazmam gerek ama üşüngeç olduğumdan kısa bir zamanda yazmayı düşünmüyorum.